reklam

„Masallar“ Kategorisindeki Yazılar

PostHeaderIcon Beyinsiz Geyik masalı

Masaldinle.NET Tarafından sunumu yapılan Beyinsiz Geyik Masalını dinlemek için aşağıdaki Player tuşuna Tıklayınız;

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Beyinsiz Geyik

Aslan hastalanmış. İninde yorgan-döşek yatıyormuş. Candan dostu Tilki’yi çağırıp demiş ki:
“Eğer iyileşip yaşamamı istiyorsan hemen git, ormanda oturan büyük geyiği bul, türlü türlü diller döküp kandır onu, pençemin altına getir. Eğer onun beyniyle ciğerlerini yersem çabucak iyileşirim.”

Tilki hemen gitmiş, ormanda hoplayıp zıplayıp geyiği bulmuş.
“Gözün aydın geyik kardeş. İyi haberlerim var sana. Biliyorsun kralımız aslan benim komşumdur. Şuanda çok hasta nerdeyse kuyruğu titretecek. Kurtulmaktan umudu kesti. Kendisinden sonra kim kral olacak diye kara kara düşünüyordu. Aklına sen geldin. Yaban domuzunu akılsız diye, kaplanı kendini beğenmişin biri diye, ayıyı kaba diye, parsı acımasız diye istemiyor. İllede benden sonra geyik kral olsun diye tutturdu. Geyik maşallah boylu posludur. Ömrü de uzundur. Boynuzlarından yılanların bile ödü patlar diyor. Yani senin anlıycan işin iş kardeş kral oldun gitti. Eeee artık müjdeme bişeyler verirsin. Neyse ben daha fazla gecikmeyim. Aslan beni bekliyor. Çoktandır bana danışmaksızın hiç bir işi yapmıyor. Eeee ne de olsa bu dünyada çok şey görmüş, geçirmiş biriyim. Beni dinle de sen de gel benimle, son nefesini verirken zavallıcığın yanında bulun. Bu sözleri işitince geyiğin koltukları kabarmış, inanı vermiş garip başına gelecekleri düşünmeden kalkıp tilkinin peşine düşmüş. Az sonra aslanın inine gelmişler

PostHeaderIcon Aslan ile fare

Masaldinle.NET Tarafından sunumu yapılan Aslan ile fare Masalını dinlemek için aşağıdaki Player tuşuna Tıklayınız;

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Aslan ile fare

Yoksul fare koca ormanda hep korku içinde yaşarmış. Tilkiden korkar, kurttan ödü kopar, en çok da yaban kedisini görünce dehşete düşermiş. Bırakın bu yabani hayvanları, çevresinde bir dal çıtırdasa yüreği ağzına gelir, korkudan bayılacak gibi olurmuş.

Fare artık bu korkuya dayanamayacağını anlayınca ormanın efendisi aslana gitmiş:

“Efendim” demiş, sizden haddim olmayarak küçük bir ricam olacak. Şu ormandaki bütün hayvanlararasında en zavallısı benim. Bütün ömrüm titremekle geçiyor. Bir yaprak düşse dizlerimin bağı çözülüyor. Bu korkuya artık dayanabilmem imkansız.

Sen bu koca ormanın efendisisin. Senin kükremen bile herekesi dehşete düşürmeye yetiyor. Beni koruman altına alabilirsin. Bu kadar geniş mağarada yaşıyorsun. Beni de buraya kabul et lütfen. Sana hiç bir rakatsızlık vermem. Ayaklarının altında dolaşmam, sesimi bile çıkarmam. Bir köşede otururum. Varlığımla yokluğumu anlamazsın bile.”

Aslan tüm bu anlatılanları sesini çıkarmadan dinliyormuş. Farecik aslanın bu tumunu kendisi için olumlu görmüş. Ormanların Efendisi ricasını kabul edecek sanmış. Biraz daha ısrar ederse bu iş olacak diye düşünmüş:

“Ben sizin bu iyiliğinize layık olamadığımı biliyorum, ama kim bilir, ne kadar işe yaramaz gibi görünsem de, belki bir gün bir işinize yararım. Size olan borcumu ödeyebileceğim bir fırsat çıkar bir gün.”

Aslan çok sinirlenmiş. Öfkeden gözleri çakmak çakmak olmuş:

“Bak sen terbiyesize!” diye kükremiş. “Sen kendini ne sanıyorsun. Ben gibi koca bir aslan senin gibi bir bücüre mi muhtaç olacak! Senin gibi bir böcek hayatta bana ne fayda getirir! Defol başımdan. Seni bir pençe darbesiyle duvara yapıştırmadığım için de hayatın boyunca bana dua et!”

Farecik öyle korkmuş ki, o korkuyla bütün ormanı bir nefeste koşup başka bölgelere taşınmış. Bir deliğe girip oradan uzun bir süre çıkmamış.

Aslan ise bir süre daha farenin kendini bilmezliğine sinirlenmiş, sağa sola sataşmış. Ama nihayet sakinleşmiş. Karnının acıktığını hissedip ava çıkmış. Fakat yolunun üzerinde üstü örtülmüş bir tuzak varmış. Çukuru fark etmediğinden içine düşüvermiş.

Ama aslan bu,öyle çukurlaradüşüp kalır mı? Bu nedenle de korkmamış. Yukarıya hamle yapıp atlamaya hazırlanırken çukurun içinde bulunan ağın bütün vücudunu kapladığını hissetmiş. Bir kez daha hamle yapmış , ama nafile! Ağ inceymiş, fakat çok sık dokunduğundan aslanın bile koparamayacağı kadar sağlammış. Bütün gün kendini kurtarmak için çalışan aslan akşama doğru buradan çıkamayacağını anlamış.

“Ah benim aptal ve gururlu kafam” diye düşünmüş. “Eğer bu sabah o fareyi kendime küstürmeseydim, o keskin dişleriyle bu ağı keser, beni ölümden kurtarırdı! Oysa şimdi burada öleceğim ve bunun nedeni de benim! Başkalarını küçümsemeseydim, herkesin kendince bir yeteneği olduğunu kavrasaydım yaşıyor olacaktım!

Benim bu akıbetimi okuyan çocuklara tavsiyem, asla gururlanmasınlar, kendilerini başkalarından üstün görmesinler. Herkesin kendine özel yetenekleri olabileceğini unutmasınlar!”

PostHeaderIcon Kurt ile Köpek

Masaldinle.NET Tarafından sunumu yapılan Kurt ile Köpek Masalını dinlemek için aşağıdaki Player tuşuna Tıklayınız;

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Kurt ile Köpek

Kurdun biri açlıktan bir deri bir kemik kalmış. Çünkü hiç av bulamıyormuş. Köpekler koyun sürülerini çok iyi koruyorlarmış. Kurt bir gün ormanda gezerken köyün besili köpeklerinden birine rastlamış. Önce köpeğe saldırıp parça parça etmeyi düşünmüş ama bakmış köpek kolay lokma değil. Sakince yanına yaklaşmıs ve iltifat etmeye başlamış.
“maşallah, çok iyi bakmışsınız kendinize.”
siz de benim gibi iyi beslenebilir, rahat bir yaşam sürebilirsiniz aslında demiş köpek.
Kurt sormuş “nasıl olack o?”
Köpek: “bırakın ormanları gelin benimle. Bu sizinki hayat değil. ne bir rahat lokma yiyebiliyorsunuz ne rahat bir uyku uyuyabiliyorsunuz.”
Kurt sormuş:
“Orda ne iş yapacağım peki?”
“Hiç canım, demiş köpek, ufak tefek işler: Fakir fukaraya saldırmak, Evin adamlarına kuyruk sallamak, Efendine hoş görünmek, hepsi bu kadar.” Buna karşılık bol bol yemek veriyorlar. Bütün artıklar senin: Tavuk kemiği mi istersin, Güvercin, bıldırcın kemiği mi istersin!
Sevinçten Kurdun ağzı kulaklarına varmış
Sonra kurt, köpeğin boynunda bir iz görmüş.
“Bu da ne böyle?” demiş.
“Hiiç,” demiş köpek.
“Hiç, ama ne?”
“önemsiz bir şey…”
“Söyleyin canım, merak ettim.”
“Tasmanın yeri olacak; bağlıyorlar arada bir…”
“Ne? Bağlıyorlar mı?” demiş kurt; Öyleyse her istediğiniz yere gitmek yok!
“Her zaman yok, ama ne çıkar bundan?”
“Ne mi çıkar? Bundan çıkar ne çıkarsa! Sizin olsun eti de, kemiği de; Dünyaları verseler yokum bu işte.” Böyle demiş kurt der demez de çekip gitmiş.

PostHeaderIcon Kurt ve yedi keçi yavrusu

Masaldinle.NET Tarafından sunumu yapılan Kurt ve yedi keçi yavrusu Masalını dinlemek için aşağıdaki Player tuşuna Tıklayınız;

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Kurt ve yedi keçi yavrusu

Bir varmış bir yokmuş,bir ana keçi ile 7 küçük yavrusu varmış. Günlerden bir gün, anne keçi evdeki yiyecekler azaldığı için, alışverişe gitmeye karar vermiş. Yedi yavrusunu da etrafına toplayıp, sıkı sıkı tembihlemiş: ‘Benim canım yavrularım, ben evimize yiyecek almak için alışverişe gidiyorum. Ben yokken sakın ama sakın kapıyı kimselere açmayın. Kurt benim olmadığımı anlarsa, mutlaka sizi kandırmaya çalışacaktır. Döndüğümde benim olduğumu anlamanız için ayağımı kapının altından gösteririm. ‘ demiş. Anne keçi uzaklaşırken en küçük yavru sormuş: ‘Anneciğim, kurt olduğunu nasıl anlayacağız?’ Anne keçi cevap vermiş: ‘Kurtun sesi çok kalın, ayakları da kahverengidir.’ Anne keçi yavrularına sıkı sıkı tembihlediği için, içi rahat bir şekilde, kolunda alışveriş sepeti ile yola kolyulmuş.
Keçi yavruları oyun oynamaya başlamışlar. İyiden iyiye oyuna daldıkları bir sırada kapı çalınmış. ‘Kim o?’ diye hep bir ağızdan sormuşlar. ‘Ben annenizim. Açın kapıyı.’ diye cevap vermiş, kalın bir ses. ‘Bizi kandırmaya çalışma, senin kurt oluğunu biliyoruz.’ demiş yavrular. Kötü kurt hırsla ordan uzaklaşmış. ‘Şu keçi yavrularını kandırmak için ne yapsam acaba?’ diye düşünmeye başlamış. Sesini inceltmek için gidip bir sürü yumurta almış ve hepsini içmiş. Tekrar keçi yavrularının evine gidip, kapıyı çalmış ve incelmiş sesiyle ‘Açın kapıp yavrularım, ben sizin annenizim’ demiş. Yavrular ince sese inanıp, tam kapıyı açacaklarmış ki, büyük keçi yavrusu annesinin öğüdünü hatırlamış ve sormuş ‘Bize ayağını da göster.’ Kurt kahverengi ayağını kapının altından uzatınca, yavrular hep bir ağızdan ‘Sen bizim annemiz değilsin, ayakların kapkara, git burdan kötü kurt’ diye bağırmışlar.
Kurt keçi yavrularının bu kadar akıllı olmalarına çok bozulmuş. Hemen gidip, ayaklarını fırıncının unlarına bulamış; ayaklarındaki tüyler unlanınca bembeyaz olmuşlar. ‘İşte şimdi sizi kandırabilirim’ diye düşünmüş kötü kurt. Keçi yavrularının evinin yolunu tutmuş ve kapıyı çalarak ince sesiyle tekrar’Yavrularım, ben geldim, çok yoruldum, elimde alşveriş torbalarım var, açın haydi kapıyı’ diye seslenmiş. Yavrular ince sesi duyduktan sonra hemen ayaklarını görmek istemişler. Kurt da undan bembeyaz olmuş ayaklarını kapının altından uzatmış. Yavrular incecik sese ve bembeyaz ayaklara kanıp, kurdu anneleri sanarak, kapıyı hemen açmışlar. Kötü kurt içeri girer girmez tüm yavruları teker teker karnına indirmiş. Sadece en küçük yavru saatin içine saklanmış ve kurt onu bulamamış.
Çok geçmeden anne keçi alışverişten dömüş. Kapıyı ardına kadar açık ve evi de darmadağın görünce hain kurtun evlerine girdiğini anlamış. Ağlayarak evin içinde yavrularına seslenmeye başlamış. Saatin içine saklanmış olan minik yavru annesinin sesini duyunca saklandığı yerden çıkmış ve annesine sarılarak tüm olan biteni anlatmış. Anne keçi hemen kurtu bulmaya karar vermiş; mutfaktan yanına büyük bir bıçak alarak minik yavrus ile birlikte ormanın yolunu tutmuş. Ormana geldiklerinde, az ilerdeki büyük bir ağacın gölgesinde holrul horul uyumakta olan kurtu görmüşler. Karnı kocamanmış. Anne keçi hemen sessizce kurtun yanına gelmiş, elindeki bıçakla kurtun karnını açmış ve içindeb tüm yavrularını teker teker çıkarmış. Yavrularının hepsini çıkardıktan sonra ise, kurt uyandığında farkına varmasın diye, yerdeki bütün taşları karnına doldurup, tekrar kurtun karnını kapatmış. Az ilerdeki çalıların arkasına saklanıp, hep beraber beklemeye başlamışlar.
Az sonra kurt derin uykusundan uyanmış ve çok susadığını farketmiş. Hemen az ilerdeki nehrin kıyısına giderek su içmek için eğilmiş, ama karnındaki taşlar dengesini bozmuş ve kurt suyun içine düşmüş. Bir daha da kötü kurtu gören olmamış. Anne keçi ve yavruları da mutlu bir hayat sürmüşler.

PostHeaderIcon Parmak Çocuk

Masaldinle.NET Tarafından sunumu yapılan, Müşfik kenter’in seslendirdiği “Parmak Çocuk” Masalını dinlemek için aşağıdaki Player tuşuna Tıklayınız;

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Parmak Çocuk

Bir zamanlar köyün birinde yoksul bir oduncu ve yaşlı karısı yaşarmış. Karısı ve yedi çocuğuyla bir kulübede otururmuş. Çocukların en sonuncusu minicikmiş. Ona “Parmak Çocuk”adını takmışlar.
Günün birinde parasızlıktan yiyeceksiz kalmışlar. Ne yapacağını şaşıran anne ile baba çocukları ormana bırakmaya karar vermişler belki zengin bir avcı onları alır götürür diye.
Parmak Çocuk onların konuşmalarını duyup ceplerini beyaz çakıl taşlarıyla doldurmuş. Onları birer birer yere atmış. Bu taşları izleyen çocuklar evlerine dönebilmişler.

Anne ile baba çocukları yine ormana götürüp bırakmışlar. Ama Parmak Çocuk bu kez yola ekmek kırıntısı atmış. Ne yazık! Kuşlar kırıntıları yemiş.

Çocuklar korkudan ağlamaya başlamışlar. Parmak Çocuk ağaca tırmanmış. Uzaktan ışığı yanan bir ev görmüş. Gidip kapıyı çalmışlar.

Kapıyı açan kadın “Burası devin evidir. O çocuk yer ” demiş. Sonra çocukları yatağın altına saklamış.

Dev eve gelince çocukları bulmuş.

– “Şimdi karnım tok. Yarın hepinizi yerim” demiş.

Dev ile karısının yedi tane kızları varmış. Başlarında altın taçları, geniş bir yatakta uyuyorlarmış.

Parmak Çocuk kardeşlerinin takkelerini almış, küçük dev kızların taçlarıyla değiştirmiş.

Sabah olunca dev, takkeli çocukların boyunlarını kesmiş.

Anne kendi kızlarının boyunlarını kesik görünce bayılmış. Dev ise öyle öfkelenmiş ki hırsından uçurumdan yuvarlanıp ölmüş.

Parmak Çocuk ile kardeşleri de kurtulmuşlar…